DOĞADAN GELEN GÜÇ: RÜZGÂR ENERJİSİ
Enerji tasarrufu hem doğal kaynakların korunması hem de çevre üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılması için büyük önem taşır. Gereksiz enerji tüketimini azaltmak ve yenilenebilir kaynaklara yönelmek, sürdürülebilir bir gelecek için atılacak en kritik adımlardan biridir. Yazımızda, doğadan gelen güçlerden biri olan rüzgâr enerjisinin ne olduğunu, nasıl elde edildiğini ve Türkiye’deki potansiyelini ele alacağız.

Rüzgâr, Güneş’ten gelen enerjinin Dünya’yı eşit ısıtmamasından kaynaklanır. Bazı bölgeler daha fazla, bazıları daha az ısınır. Bu ısı farkı, hava basıncında değişiklikler oluşturur. Hava, yüksek basınçlı alanlardan alçak basınçlı alanlara doğru hareket eder; bu hareket rüzgâr olarak adlandırılır.

Rüzgâr enerjisi, atmosferde oluşan rüzgârın sahip olduğu kinetik enerjinin elektrik enerjisine dönüştürülmesidir ve çoğunlukla rüzgâr türbinleri aracılığıyla elde edilir. Üç kanatlı türbinler, rüzgârın etkisiyle döner ve jeneratörler aracılığıyla elektrik üretilir. Tarih boyunca rüzgâr enerjisi, MÖ 3000 civarında Mısır’da yelkenli teknelerde, MÖ 2000 civarında Babil ve Antik İran’da tahıl öğütmede
kullanılmıştır. 11. yüzyılda Avrupa’ya taşınan teknoloji, Hollanda tipi yel değirmenlerinin temelini oluşturmuştur.

Rüzgâr enerjisinin modern gelişimi, 1930’larda yaklaşık 600.000 yel değirmeninin kırsal alanlarda elektrik ve su pompalamak için kullanılmaya başlanmasıyla hız kazanır. Elektrik dağıtımı çiftlikler ve taşra kasabalarına yayıldıkça ABD’de kullanım azalır ancak 1970’lerde petrol krizinden sonra rüzgâr enerjisi yeniden önem kazanır. Günümüzde modern türbinler oldukça büyüktür: Kanat çapları 100
metreyi aşabilir, kule yüksekliği 60-100 metre civarındadır. Bu sayede güçlü ve sürekli rüzgâr yakalanarak maksimum verim elde edilir.

Rüzgâr enerjisinin çevre dostu olması, üretim sırasında karbon salımı yapmaması ve hava kirliliğine neden olmaması en önemli avantajıdır. Ayrıca, rüzgâr sürekli bir enerji kaynağıdır ve fosil yakıt bağımlılığını azaltarak enerji arz güvenliğine katkı sağlar. Başlangıç yatırımı yüksek olsa da işletme ve bakım masrafları görece düşüktür.

Rüzgâr enerjisi süreklilik garantisi sunmaz; hız ve yön değişimleri üretimde dalgalanmalara yol açabilir. Offshore (açık deniz) türbinleri, karasal türbinlere göre güçlü rüzgâr bölgelerinde daha verimli çalışır ancak ciddi yatırım gerektirir. Ayrıca türbinler bazı bölgelerde gürültü kirliliği oluşturabilir; bu nedenle kurulum alanının ekolojik değerlendirmesi büyük önem taşır.

Modern türbinler oldukça büyük olmalarına rağmen sessiz çalışacak şekilde tasarlanır. Öyle ki, bazı türbinlerin kanat uçları saatte 200 kilometre hızla dönmesine rağmen sesleri 50-60 desibel civarındadır, bu da normal bir konuşma seviyesindedir. Ayrıca türbinler, kuş göç yolları dikkate alınarak konumlandırılır ve böylece ekolojik denge korunur.

Türkiye, coğrafi konumu sayesinde rüzgâr enerjisi potansiyeli yüksek bir ülkedir. Ege, Marmara, Akdeniz ve İç Anadolu bölgeleri en uygun alanlardır. 2024 verilerine göre kurulu güç yaklaşık 12 GW (Gigawatt) olup toplam elektrik ihtiyacının %10’undan fazlasını karşılayabilir. Hedef, 2030’da 20 GW’a ulaşmaktır. Rüzgârın bol olduğu günlerde Türkiye, toplam elektrik üretiminin %30’unu tek başına sağlayabilir; bu, bir megakent büyüklüğünde şehirleri bir gün boyunca elektrik kesintisi olmadan besleyebilecek kapasitedir.
95 okunma




